|
TB2NMR tarafından yazıldı.
|
|
Pazar, 15 Kasım 2009 00:01 |
|
Yaşlı adam sorar. "Kapı mı çalındı?", "Hayır" der aynı yaştaki eşi. Bu kez adam ' O zaman telefon çaldı sanki" diye mırıldandığında eşi yine aynı ses tonuyla "hayır bey telefon da çalmadı". Yaşamlarının belki de son demlerinde olan bu insanların yerine koyun bir kez olsun kendinizi. Onca geçen yıla kim bilir hangi sahte duygular, samimiyetler sığdırıldı kim bilir. Şimdi ise ne telefon eden, ne de kapı çalan vardır. Kimsesizliğin soğuk gömleği her daim bir beden büyük gelir omuzlarınıza.
Ağır ve soğuktur bu yük. Öyle anlar gelir ki bir yanlış numara aramasına, bir postacının faturanızı takdim etmek için kapınızı çalmasına bile muhtaç bekler bulursunuz kendinizi. Kapı ya da telefon açıldığında bir karşılık beklemek değildir bu; sadece bir merhabalaşmak, bir teşekkür etmenin ardındaki bir kaç kelam söz. Dilerim kimse buna muhtaç olmaz ve yakınları ve dostları hep ulaşılabilir olur.
Geçtiğimiz hafta başı talihsiz bir ev kazası sonucu ayak parmaklarım ve sağ elim bileğime kadar alev ve plastik eriğinden dolayı yandı. Çok şükür ki daha üzücü bir olay meydana gelmedi ve o an yalnız değildim. İş çıkışı aşırı derecede yorgun olduğum anda, eşimin alevi farketmesi sonucunda ucuz atlattım. Yanımda olmasaydı o yorgunlukta farkedemez ve uyur kalırdım. Sonucu düşünmek bile ürkütücü. Sonrasında da ilk tıbbi müdehaleyi de o yaptı. Sevdiğiniz bir insanın acı çektiğini görmek belki de dünyanın en zor şeylerinden bir olsa gerek. Canınızdan can katıp dindirmeye çalışırsınız o an acısını. Hani çocuklarımıza yaramazlık yaptıklarında deriz ya, "uf mu olmuş canısı, öpeyim geçer", o bile bir tesellidir sizin için. "Acımadı kiiiii" deseniz de alev ve eriyik plastik az can yakmıyor hani . Derinize işlediğini an be an hissettiriyor.
Biz erkeklerin bu tip sağlık sorunlarını küçümsemekte üzerimize yoktur. Ben de öyle yaptıysam da önce acil servise, sonra da plastik cerrahi servisine tedaviye onun zorlamasıyla gittik beraber. İkinci dereceden yanıkmış meğer. Önceden yanıklar kapatılmazdı diye biliyordum ama şimdi değişmiş ilaçlanıp kapatılıyorlar sonra su toplayan yer boşaltılıp yeniden sargılanıyor. Sağ elini daha çok kullanan biri olarak doktorla pazarlık yapıyorum. "Parmaklarımı sarma" diyorum "bilgisayar kullanamam". "Ama onlarda yanık, ne yapılması gerekiyorsa yapın" diyor eşim kızgın bir şekilde. Bir hafta istirahat veriyor doktor.
Özgür yaşama alışmış biri için bu tür sargılar o kadar sıkıcı ki anlatamam. Hareketlerimin kısıtlanmasına asla dayanamam. Yine de parmak uçlarımla yavaş da olsa bilgisayar kullanabildim.
İlk günden sonra ne kapımızın, telefonumuzun çalması ne de telsizimiz durdu. O kadar ki nerdeyse basit bir şey deyip, elimi arkaya saklayacak hale geldim. Elbette ilk geçmiş olsun dileklerinde sunanlar ve gelenler yine buradaki radyo amatörleri ve başkanım oldu. Tabi iş yeri mesai arkadaşlarım da. Aileleri ile birlikte veya bireysel yapılan bu ziyaretler haftasonuna kadar sürdü. Gelemeyenler de telefon ederek manen yanımızda olduğunu gösterdiler. Öncelikle buradan hepsine ince düşüncelerinden dolayı ayrı aryı kendim ve ailem adına teşekkürlerini sunmak isterim.
Bayram sabahı benzeri kalabalık dostları böyle anlarda yanımızda görmek pek tabi insanı duygulandırıyor. Son misafirimizi de yolcu ettikten sonra fincanları kaldırırken eşimle birbirimize bakıyoruz. Aynı anda çıkan söz aslında herşeyi özetliyor. "Çok şükür ki böylesi anlarımızda da kapımızı çalan insan çok."
Yazının ilk girişinde de anlattığım minik hikaye misali, Allah kimseyi yalnız bırakmasın ve bir merhabaya muhtaç etmesin. Gönülden dilerim ki; mutlu günlerinizde de, hüzünlü günlerinizde de kapınız her daim çalınsın, merhabalar ve selamlar esirgenmesin. Tekrar teşekkürler, kapıyı çalan dostlarımıza.. Burada bir kaç satırla da olsa minnet ve vefa borcuyla. Esenkalın. 73 TB2NMR
|
Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için