Radyo Amatörü: Hiç bir maddi ve siyasi çıkar gözetmeksizin ve milli güvenlik gereklerine mutlaka bağlı kalmak şartıyla sadece kişisel istek ve çaba ile radyo tekniği alanında kendisini yetiştirmek amacıyla çalışan gerçek kişilere radyo amatörü adı verilir.

Bu sitede yer alan bilgiler; TB9YDC ve TB2NMR çağrı işaretli radyo amatörleri tarafından amatör telsizcilik konusunda ziyaretçilere yol göstermek ve tanıtım amacıyla hazırlanmıştır. Bilgi ticari olmamak ve kaynak gösterilmek şartı ile başka sitelerde kullanılabilir. Anlatılan konu ve uygulamaların ehil veya uzman olmayan kişilerce yapılmasından HAMBEACON.com ve site yöneticileri sorumlu tutulamaz.

GENÇLİĞE HİTABE

ITUpSAT1

İTÜ - İTÜ Uzay Mühendisliği Bölümü Logo

ÖZEL MENÜ




Ajanda / Agenda

Gezi / Travel Notes
Röportajlar / Interviews
Mobil Mink Dev / Tiny Mobile Giant

ALEVLERİN KIYISINDA PDF Yazdır e-Posta
TB9YDC tarafından yazıldı.   
Cuma, 09 Ekim 2009 23:36

Bu yazımda size bizzat şahit olduğum bir orman yangınını anlatmak istiyorum. Sıcak bir yaz günü Ayvalık-Lale Adası’ndayız. Hava o gün oldukça rüzgârlı. Ailemle birlikte oturup etrafı seyrederken bir den siren sesleri gelmeye başladı. Önce cankurtaran sandım ama uzun uzun çalan sirenler itfaiye araçların aitti. Kırmızı tepe lambaları yanarken siren çalarak önümüzden geçti. Önce bir ev yangını sandım ancak arkasından birer dakika arayla üç tane daha itfaiye geçti.

Onların da ardından üzerinde orman itfaiyesi yazan kamyonet tipi özel yangın söndürme araçları. Yangının biraz büyükçe olduğu belliydi.

Biz yangın hakkında yorum yaparken üzerimizde bir anda, devasa bir helikopter beliriverdi. Ama gerçekten kocaman ve heybetliydi. Daha önce bir Skorsky helikopterine binmiştim ama bu ondan da büyüktü. Pervanesi müthiş bir rüzgâr oluşturuyordu. Sanki hemen yanı başımıza inecek kadar da alçaktan uçuyordu. Başımı kaldırdığımda içine pilotların hareketlerini bile görebiliyordum.

Annem ve babam telsizimi almamı helikopterler geldiğine göre büyük bir yangın olduğunu söylediler. Ardından neler olduğunu anlamak için bakmaya gideceğimizi söylediklerinde çok heyecanlandım. Yüzleri oldukça endişeliydi. Neler oluyor diye sorduğumda yakınlarda çok büyük bir yangın olduğunu söylediler. Biz aracın yanına giderken arka arkaya itfaiyeler göründü. Üzerilerindeki yazılardan Ayvalık ve Bergama’dan takviye geldikleri belliydi. Önce giden itfaiyelerden bir kısmı ise hızla ve yine siren çalarak geri geliyordu.

Araca bindik ve ilerlemeye başladık. Daha birkaç kilometre bile gitmemiştik ki karşıdan dumanları gördük. İleride denize doğru girinti yapan bir yarımadanın tepesine yakın bir yerden yoğun bir duman çıktığını gördük. Araç kenara çekip dışarı çıktık.

Manzara gerçekten korkunçtu. Tepe etrafında helikopterler dört tane olmuştu. Dev helikopterler tepe üzerinde sinek gibi dönüp duruyorlardı. Altındaki koca sepetten suyunu boşaltan helikopter hemen dumanların içinden çıkar çıkmaz denize hızla alçalıyor sepeti denize doldurmak için batırıyordu. Birkaç dakika içinde havalanan helikopter yine yangına doğru hızla yükselmeye başlıyordu. Rüzgar o kadar fazlaydı ki suyu boşalttığı anda altındaki su sepeti yana doğru savruluyordu.

Yaklaşık bir beş dakika kadar pilotların bu mücadelesini hayranlıkla izledim. Müthiş bir söndürme çabaları vardı ve çok riskli çalışıyorlardı. Derken bir homurtu duyuldu. Geriye doğru baktığımda turuncu-sarı renkli çift motorlu iki uçağın bir kuğu gibi bize doğru süzüldüğü gördüm. Üzerimizden geçtiler ve yangın bölgesine yöneldiler. Yaklaştıklarında helikopterler kenarlara doğru açıldılar. Uçaklar yangın dumanları arasından geçip gitti.

Babama  neden su atmadıklarını sordum. O da bana motor seslerine ve uçuş hızlarına bakılacak olursa yüklü olduklarını ancak ilk pikenin bir nevi keşif amaçlı olduğunu, bir sonraki turda muhtemelen sudan önce kimyasal bir madde atabileceklerin söyledi.

Uçaklar geniş bir daire çizip gri döndüklerinde helikopterler yine deniz seviyesine doğru alçaldılar. Işıklarını yakmış ilk uçak oldukça alçak bir yükseklikte dumanların arasına daldı ve babamın dediği bir koyu renkli bir madde bıraktı, sonra diğeri de onu takip etti. O kadar koordineli çalışıyorlar ki, uçaklar gelirken helikopterler ayrılıyor, uçaklar dumandan çıkar çıkmaz sırayla yangına doğru uçuyorlardı. Ben bulunduğum alanda hiçbir tehlike olmamasına rağmen o karmaşada bin an pilotları düşündüm. Gerçekten ilk kez canlı bir müdahale izledim ve çok etkilendim. Pilotlar, itfaiyeciler ve ormancılar bu kadar canlarını tehlikeye atıp yangını söndürmek için çabalarlarken bu yangının bir insan eliyle başladığını düşünmek bile ürkütücü geldi.

Belki bir mangaldan belki bir sigardan çıkan kıvılcım onca yaşamı tehdit ediyordu. Birkaç yıl önce Çanakkale-Gelibolu ilçesinde ve İntepe Mevkiinde çıkan yangın aklıma geldi. Yangından sonra gezdiğimizde, manzara çok korkunçtu. Cam şişeler adeta bir kâğıt gibi erimiş ve bükülmüştü. Yangın karayolunu nasıl geçmişti biliyor musunuz? En çok bunu öğrendiğimde üzülmüştüm. Buraları kızılçam ormanı kaplıdır. Yangın karayoluna yaklaştığında ormandaki kuşlar can havliyle havalanmışlar ancak metrelerce yükseğe fışkıran alevleri onları havada yakalamış ve zavallı hayvanlar yolun öbür yanına havada yanarken can vererek düşmüşler. Akbaş Şehitliğinde 400’e yakın şehidimiz yatmakta. Oranın resimlerini çekmiştim. Bazıları 16 yaşındaydı. Oradaki yangında da, tam şehitliğin sınırında inanılmaz bir şekilde kendiliğinden sönmüştü.

Lale adasındaki yangına uçak ve helikopterlerin kaç kez dalış yaptığını inanın sayamadım. Karadan da müthiş bir mücadele olduğu kesindi. İşin korkutan tarafı ise yangının ilerlediği alanda yerleşim yerlerinin olmasıydı.

Ben dahil izleyenlerin tümünün orada gözleri doldu. Doğanın karşısında ne kadar da çaresiz kaldığımızı o gün daha iyi anladım. Lütfen, lütfen dikkatli olun. Bir kıvılcım bile onca can ve mal kaybına neden oluyor. Ormanlarımız yanmasın, canlar yitirilmesin. Buralarda orman demek, can demek. O nedenle hepimizi çok üzüyor. Dilerim bir daha tekrarlanmaz.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

VALID CSS   |   VALID XHTML