Bu sitede yer alan bilgiler; TB9YDC ve TB2NMR çağrı işaretli radyo amatörleri tarafından amatör telsizcilik konusunda ziyaretçilere yol göstermek ve tanıtım amacıyla hazırlanmıştır. Bilgi ticari olmamak ve kaynak gösterilmek şartı ile başka sitelerde kullanılabilir. Anlatılan konu ve uygulamaların ehil veya uzman olmayan kişilerce yapılmasından HAMBEACON.com ve site yöneticileri sorumlu tutulamaz. |
| ARA(MA)-KURTAR(MA) FİLANCASI |
|
|
|
| TB2NMR tarafından yazıldı. |
| Cumartesi, 16 Ocak 2010 22:37 |
|
1999 yılının o günlerine dönüp biraz hafızamızı canlandıralım... Depremin ilk şokunun ardından vatanperver bir çalışma sergilendiği görülmekte. Ülkenin dört bir yanından yardım konvoyları İzmit'e doğru seyir halindeler. Günlerdir sadece sigara molalarında ayakta uyuklayarak geçiren yardım görevlileri bir yanda, İzmit-Gölcük karayolunda elindeki değneklerle trafik hizmetini düzenleyen vatandaşlar bir yanda. Devletin yanında özel kurum ve kuruluşlar ile başka il belediyelerinin de kendi imkânları ile bölgeye yollanan ilk konvoylar da yavaş yavaş bölgeye ulaşmaya başlıyor. Çadırlar kuruluyor, yardımlar dağıtılmaya çalışılıyor. Sonraları gün ışığı çadırların üzerine düştükçe insanoğlunun gerçek yüzü de belirginleşmeye başlıyor. Eşine ayrı kendine ayrı soğuk iklim çadırı alanlar, yapmacık boşanmalarla çifter deprem konutu alıp sonradan birleşenler, cesetlerin parmağında ve kolundaki ziynet eşyalarını soymaya kalkan soysuzlar türemeye başlıyor. İlerili günlerde neredeyse bölgeye tur düzenleyecek kadar gemi azıya alıyorlar. Öbür ya da ise sadece kendi dilini konuşana battaniye ve çadır dağıtan, insani yardımı uzatırken battaniyenin arasında kendi dininin propagandasını yapan misyonerler, üzerinde Kızılhaç amblemi olan ancak deprem bölgelerine çok uzaklarda cirit atan pahalı jeepler birer birer gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Belki de uzun zamandır ilk kez güvenlik kuvvetlerine artan yağma olaylarına karşın "vur emri" veriliyor. Bunlar çok acı da olsa; gözler gördü kulaklar duydu... Bunlar oralarda kuytu köşelerde hep yaşandı. Belki de hiç bilmediniz, çünkü oralarda hiç kamera yoktu. Ellerinde kırık dökük kap-kacaklarla bir kap yemek almak için sırada bekleyen genç-yaşlı onca insan duruyor karşımda. Bakışları da gönülleri de fersiz. Duygular adeta balçıkla sıvanmış, ne soğuğu hissetmek istiyor ne sıcaklığı. Yürekler deseniz, kaybedilenlerin acısına karşın kasılmaktan yorulmuş, nefesler ise belli belirsiz. Kameraların belki de hiç bilmediği ve girmediği bölgelerden birinde, derme çatma çadırlardan oluşan devasa bir afet alanına tepeden bakıyoruz. Kızılderili çadırlarına benzeyen çadırlar sayılamayacak kadar çok. Soluk ve sarımtırak bir renge bürünmüş, nemli çadırlar bunlar. Üzerindeki kırmızı hilal ise adeta Kurtuluş Savaşı mazisini canlandırıyor. Özel firmaların TIR'ları arka arkaya bulunduğumuz bölgeye gelmeye başladığında, yarım yamalak giyinmiş çocuklar sevinç içinde araçları karşılıyor. Bu çocuklar ki dün parklarda oynayanlar. Dün elleri yüzleri çikolataya bulanmışken bugün boş konserve kutuları en iyi oyuncakları olmuş. Kiminle merhabalaşsanız, insanlar haklı olarak yıllardır verdikleri vergilerin hesabını, bir anlamda karşılığını sorguluyorlar. Devletim nerede? Bölgedeki devlet görevlilerinin de birçoğu ve yakınları depremden zarar görmüştü. Aynı şey güvenlik kuvvetlerinin, itfaiyenin, karayollarının kısacası herkesin üzerine bir kâbus gibi çökmüştü. Donanım gücü ve hareketliliği ile bölgenin bel kemiği olan Donanmamız da bundan nasibini almış belki de en ağır kayıplarını o gün vermişti. Fay hattının denizden gelip dış duvardan içeri dalmasıyla birlikte önüne gelen her şeyi dümdüz ederek geçmiş gitmişti. İleriki günlerde; birçok gönüllü doktor ve hemşire, sağlık görevlisi, arama kurtarma ekibi artan bir kalabalıkla bölgeye gelmeye devam etti. Kimileri iş yerinden izin aldılar, kimilerini ise kurumları görevlendirdi. Cankurtaranlar ile enkaz çalışmasın katılan araçların sesleri birbirine girmiş durumda. Bu yıkım yerüstünü vurduğu gibi yer altı şebekelerini de vurmuştu. Donanmanın firkateynlerinin haberleşme imkânları sayesinde ilk haberler bölge dışına ulaşmaya başladı. Ardında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bütün imkânları seferber edilerek kritik noktalarda uydu ağırlıklı haberleşme sistemleri devreye alındı. Soğuk iklim çadırları muntazaman kuruldu ve -giyecek dağıtım koordinasyonu kuruldu. Onlar yaptıkları işin bilincinde ve hazır oldukları için, hızlı organize oldular, çünkü sadece savaş değil bunun için de eğitim almışlardı. Savaş ve doğa olayları arasındaki benzerlik sizin de dikkatiniz çekti mi? İkisi de ani gelişen ve sonuçları çok ağır olan kriz durumları. Can alıcı nokta cümlede gizli. An ve yıkıcı. Bilim adamları ileriki zamanlarda deprem olabileceğinden bahsederken, yerel yönetimler ise hala önlem almamakta âdete büyük bir vurdumduymazlık sergilemektedirler. Radyo amatörlerimiz daha önceleri defaten benzer çalışmalara katılmışlarsa da belki de en etkin ve yorucu faaliyetlerini 1999 depreminde ortaya koydular. Sonra bunu Bolu depremi ve diğer afet durumları izledi. Özverili çalışmaları sayesinde haberleşme konusunda çok ciddi destek sağladılar. Bu insanlara kimse görev vermemesine rağmen tamamen gönüllü olarak kendi ceplerinden yaptıkları harcamalarla geliştirdikleri sistemler en güzel meyvelerini o gün verdi. Amatörler birazda bu nedenle basın tarafından sadece doğal afetlerde tanınır bilinir oldular. Peki, insanın aklına şöyle bir soru gelmiyor mu? Bol sıfırlı maddi manevi zarara neden olan böylesi bir deprem öncesinde, sosyal ve korumacı, tedbir alıcı sorumluluk gereği neden devlet her iline acil haberleşme sistemi kurmadı? Tabiî ki her sorunun bir cevabı vardır. Bu kadar hatırlatmadan sonra biz günümüze dönelim. Aradan geçen onca zaman ve şimdi yıl 2010. Şimdi yine radyo amatörleri bulundukları bölgelerde geniş alan haberleşmelerinde kullandıkları sistemlerini de, sahip oldukları tüm ekipmanları da kendi imkânları ile sağlamaya devam etmektedirler. Tanıtım eksikliğinin bir yansıması olsa gerek, halen "siz kaç para maaş alıyorsunuz?" sorularına muhatap olmaya devam ediyoruz. Devlet her ile birer röle veya H/F telsiz sistemi kuramayacak kadar aciz midir? Sivil Savunma Müdürlükleri'nde görevli personelini aynı zamanda birer radyo amatörü olmaya teşvik etmek ve haberleşme eğitimini vermek çok mu zor? GSM haberleşmesini oldukça seven bir milletiz. Nüfusun neredeyse tamamında iyi-kötü birer cep telefonu, hatta bazılarında ikinci mevcut. Bu ülke vatandaşlarının sırtından hatırı sayılır bir gelir elde eden -kelimenin tam anlamıyla somuran- GSM şirketleri böylesi acil durumlarda kullanılmak üzere yedek bir sistem geliştirmişler midir? Ya da var olan sistemlerini, ana omurga santrallerini ve ara istasyonlarını daha güçlü hale getirmişler midir sizce? Yukarıdaki bütün soruların cevabı ne yazık ki “hayır”. Ortalık süt liman iken, deniz lebi derya, hava güneşli, kediler mutlu, Neşe'nin kepek sorununa çare aramaya devam etmekteyiz. - Peki, o zaman bizler neden bu konuya bu kadar eğiliyoruz? - Devlet adına haberleşme sağlamak bizim asli görevimiz mi? - Bu hobiye dâhil olurken herhangi bir sözleşme mi imzaladık? - Bir anlamda kurumsal veya bireysel, kamuya faydalı amaçlar güder ve çalışmalar yaparken Devlet bizlerin bu çalışma ve hizmetleri karşısında cihaz alımlarında bir vergi indirimi ya da kolaylığı sağlamış, iç piyasada yerli cihaz üretimini desteklemiş midir? - Çocukların ellerinde bile PMR telsizler dolaşırken, halen dahi arkadaşlarımız sırf telsiz taşıdıkları için zaman zaman gözaltına alınıp hoş olmayan uygulamalara muhatap kalmış mıdır, kalmamış mıdır? - Yurt sathına yayılmış tüm amatör telsiz faaliyetlerinde kamu hangi alanda bir teşvik ya da hangi ilimize cihaz desteği sağlamıştır? İllerde sosyal ilişkiler çerçevesinde yerel yönetimlerce alınan bir kaç araç desteğinin sağlanması ile her şey yerine getirilmiş mi sayılmaktadır? - Bazı illere depremden sonra sağlana araçlardan Çanakkale ilinin de sahip olabilmesi için altından ciddi bir fay hattı geçen yarımadanın yerle bir olması mı gerekmektedir? - Türkiye'de amatör telsizciliğin yayılması için hangi bilimsel ve akademik çalışmalar desteklenmiş ve finanse edilmiş, bürokrasi kolaylaştırılmıştır? İzmir'de üniversitede başlayan takdir edilecek eğitimin ne kadar yayılacağını hep birlikte göreceğiz. Cevaplar bizce malum. Amatör olmayanlar ise bunların cevaplarını İnternet'te boş yere araya dursun. Ne demişler "iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır". Bizler de eleştiriye açık olmalıyız. Zaman zaman çeşitli isimler altında tatbikatla yapılmaktadır. Bu davetler neye ve hangi şartlara göre yapılmaktadır açıkçası ben bil(i/mi)yorum. Zaten bu konuda papirüslere geçmiş net bir bilgi de yoktur. Eğer sırf kalabalık olduğu devlet bir yere yönelecekse, o kalabalığın dışındakiler devletin gözünde zerre kadar değersiz demek sanırım. O zaman çıkardıkları yönetmelikteki yasaklar ve uygulamalar da sadece birlikte çalıştıkları kişileri bağlar, o zaman bizler lisanslarımızı eski hedikler gibi duvara asabiliriz. Bu sıkıntılı işlerle uğraşacağımıza aile boyu birer PMR ya da CB telsiz alır kimseye hesap vermeden paşa paşa kullanırız. Dernek yok, yayın yönetmelik yok, olsa da hesap soran, arayan soran yok nasılsa. Ne diye amatör olarak cendereye giriyoruz ki? Diyelim ki bulunduğunuz yerde herhangi bir dernek yok. Olacak ya; afet de tam sizin bulunduğunuz yeri seçti. Ne yapacaksınız? Bana ne mi diyeceksiniz? Ya da sizin orada olduğunuzu bilen amatör arkadaşlarınızın çağrılarına cevapsız mı kalacaksınız? Ya diğer insanlar? "Elimden geleni yaparım" dediğinizi duyar gibiyim. Söyler misiniz elinizden ne geliyor, neyi yapacaksınız? Kiminle hangi şartlarda, hangi devlet kurumları ile nasıl ve ne şekilde bunu sağlayacağınızı biliyor musunuz? Bunun için bir eğitim aldınız mı? Belgenizi verdikten sonra sadece belge yenilemek dışında sizden haberi olmayan, bir daha arayıp sormayan kurum ve kuruluşlar sizi o gün mü hatırlayacaklar? Ne o paniklediniz mi? Neden ki, siz zaten önemsiz ve değersiz ya da onların gözünde işe yaramaz değil miydiniz? Öyle olmasaydınız şimdiye kadar kaç kez herhangi bir konuda bilgilendirildiniz? Ne zaman bir tatbikat olacağı, bir radyo amatörü olarak duyarlı olmanız gerektiği konusunda uyarıldınız? (Yabancıların Tahiti'deki depremde tüm amatörlere yapılan çağrılar hariç) Hiç cep telefonunuza bir SMS düştü mü bu konuda? Düşmez, boş yere beklemeyin çünkü o tür toplu mesaj SMS'leri önemli günlerde kişiye mahsus bir hizmetle yol tabelalarına gönderilir. Bağımsız faaliyet gösteren bir radyo amatörü olarak bu tür haber akışlarını takip edeceğiniz bir sistem var mı? Yoksa tonlarca birbirinden bağımsız siteler zincirinde es kaza birinden mi haberdar oluyorsunuz? Kim bilir belki akşam yemeğinde TV'den belki ertesi gün gazetelerden böyle bir faaliyet yapıldığını duyuyorsunuzdur. Sanırım sürekli izlediğiniz bir portalınız da yok. Belki İngilizcede bilmiyorsunuz. ARRL'nin sayfalarında yayınlanan yardım ve afet çağrılarını da herhalde bir amatörün çevirisini yapıp bir siteye eklemesiyle haberdar oluyorsunuz. Ya evinizden ve bilgisayarınızdan uzakta iken, seyahat anında nasıl ulaşıyorsunuz bu bilgilere? Wap, GPRS... o da mı yok, her yerde cep telefonu ya da APRS erişimi yok mu? Bulunduğunuz yerde hiç sizi topluca bir araya getirip bir afet/haberleşme eğitimi verildi mi? Acil durumlarda kimin nerede ne tür görev alacağı, iaşe ve barınma imkânlarının nasıl sağlanacağı, eğer olacaksa kimin kontrolü altına gireceğinizi biliyor musunuz? Protokolleriniz mi var? Kaç kere okudunuz ya da hayata geçirdiniz? Radyo amatörüyüz. Hangimizde FM dışında kısa-orta ve uzun dalga radyo var? Hoş bu radyolar da kapatılıyor ya neyse, bunu geçelim. Sorulara hayır cevaplarımız artıyorsa biz nasıl faaliyet yürütüyoruz? Akşam cihazı şarj cihazına takıp sabah bitene kadar konuşarak mı? İnsana sormazlar mı? Boy boy renkli tatbikat resimlerinde yer alan, acemi askerlerin silahlarını çapraz tutuşta poz verdikleri gibi telsizle poz veren kişiler kimlerdi kuzum, size hiç mi eğitim vermediler? Herkes bizi biz kadar tanımıyor sonuçta değil mi? Sonra devam ederler sorularına... Hadi doğal afeti geçtik. Normal şartlarda olası bir takım olaylarda bir planınız vardır değil mi? Mesela nasıl desek... bir hava aracı kaza/kırımı olmuştur, bir sel ya da toprak kayması olmuştur veya bilemediniz bir çığ düşmüştür. Bunlara karşı hazırlıklısınızdır. Sizin için gerekli olan ve zaten kullandığınız röleleriniz dışında acil durumlar için depolarınızda bulunan, kimin kullanacağı ve yedek sorumluları önceden belirlenmiş, hangi araçlarla taşınacağı konuşulmuş seyyar sistemleriniz, uzun vadeli çalışmalarda kullanılmak üzere hazır bekleyen güneş enerji panelleriniz falan vardır. Hepinizin aracında yakın ve çevresel bölgeyi kapsayan haritalar, yol krokileri bulunmaktadır değil mi? ... Yok mu? ... Eh peki, geçmiş zamanlarda yaşanan helikopter kazaları bölgenizde meydana gelirse yüksek noktalarda bulunan röleleriniz ELT sinyalini alıp otomatik olarak acil kodu üretebilecek, hatta ve hatta RDF imkânları ile açı verebilecek kapasitededir değil mi? Bu da mı hayır? O zaman siz nasıl müdahale ediyorsunuz bu tür şeylere? Sadece giden kişileri APRS'den izleyip web ortamında yayınlamak, oralara giden kişilerle telsiz irtibatını sağlayan kuru kalabalık değil mi bunun adı? Çok basit yapılabilirlik özellikli ve yaya ekiplerin bu tür faaliyetlerde kullanacağı FoxHunt sistemlerinizde yoktur sizin... Anladım, siz sadece haberleşmede aracılık yapıyorsunuz. O zaman bunun adı arama/kurtarma içinde yer almak değil, sadece gelişen acil durumlarda fazladan haberleşme desteği sağlamak. Ha sahi unutmadan oralara bizzat gidenler dışında masa başında geçiyor değil mi bu tatbikatlar, oturduğunuz yerde yani? ... VHF/UHF erişimi sağladığınız zaman bunu kaç ara sistemle ana merkeze (neresi oluyorsa artık) aktarıyorsunuz ya da sizi sadece bulunduğunuz yerdekiler mi duyuyor? Link sistemleri ile bunu her yerde geniş bir alana yayabiliyor musunuz... duyamadım? Sizin bölgenizde öyle bir sistem mi yok? Ha var da siz etik olarak link sistemlerini amatörlükten saymıyorsunuz, peki ona da tamam. ... Konu konuyu açıyor. Aklıma gelmişken sorayım dedim. Hani bu yabancıların sitelerinde bolca görüyoruz. JOTI-JOTA mı ne diyorlar ülkemizde bu tür faaliyetler yok mu? ... Hıımmm demek neredeyse her ilinizde izci arkadaşlarınız var ama verilen sözler yerine getirilmediği için onlarda pek yanaşmıyorlar, peki. ... Cihazlarınıza bakabilir miyim? ... Yaa demek öyle...anladım sizi de birileri kişisel krallıklarından ve egolarından bıktırıp usandırarak küstürdü ve siz de istasyonunuzu komple genç bir arkadaşınıza devrettiniz. Ne diyebilirim ki... Neyse bunlar sıkıcı konular. Şimdi bunları bir kenara bırakalım. Size güzel bir hikâye anlatayım. "Kral çıplak" hikâyesini belki biliyorsunuzdur ama bir kere de benden dinleyin. Krallar genelde yaşlı olduklarından her şeyi bilmek durumunda değildirler. Onların tek korkusu ve bildikleri, tarih boyunca sadece ve sadece tahtlarının elden gidip gitmeyeceği meselesidir. İşte bu nedenle yılda bir kaç kez şaşalı ve önemli bir tören varsa, saraylarından kısa süreliğine çıkarlar. Onlar, bu tür törenlerin olmazsa olmazlarıdır. Orada boy göstermeleri bile törene onun hükmetmesi anlamına gelir. Kral tören alanına geldiğinde, artık çalan davul ve borazanlar başkaları için değil sadece kendisi için çalar. Aslında kralın bunda bir suçu yoktur. Erkan takımı, şakşakçı dalkavukları, yaranmaya çalışan diğer saray erkânı onu yanlış yönlendirirler. Kral ciddi konularla meşgul olmamalıdır kendi işlerini rahatça yürütsünler. Bu sayede kral gölgesinde "kralcılık" sıfatını kendilerine reva görürler. Ve yine bu nedenledir ki seçim zamanı yine aynı krala oy verirler, devran çarkı bu şekilde döner durur. Kral halkın arasına karışmamalıdır, saray haklı de bilinçlendirilmemelidir. Bu en dikkat edilmesi gereken husustur. Mazallah halk bir şeylerle meşgul olur ve kendisini yetiştirirse, akıl vermeye kalkarlar, yönetimi ve yüce krallığı sorgulamaya kadar işi götürebilirler. Zaman zaman içinde ne yazıldığını çoğu kez yazanların bile anlamadığı fermanları yayınlayıp halkı saatlerce uyutmalarının sebebi de aslında budur. Bir şeyler düzelecek ise önemli olan birileri "KRAL ÇIPLAK" demeden önce kralın biz zati kendisinin donsuz olduğunun farkına varmasıdır. Asıl olgunluk o dem başlar. Farkında ama bilerek öyle davranıyor ise işte asıl sıkıntı orada. Hal böyle iken, bile bile ladese yatıp; görüp, bilip de söylemeyenler ise bu manzaraya müstahak. O zaman ne kralı sorgulayabilirsiniz ne de "KRAL ÇIPLAK" diyebilirsiniz. Yarın kuru gürültülerin, Hollywood evleri gibi binaların ardına bakıldığında yönetmenlerin değil, izleyicilerin aklında kalanlar önemli olacak. Amma uzun yazı olmuş nerden icap etti diyenleriniz olabilir. Eh İnternet dünyası geziyor okuyoruz. Hoşumuza giden bazı siteler çıkıyor karşımıza ve bu haberler günlük ruh halinizi etkileyebiliyor. Neyse geç oldu bu kadar yeter. 73 |