Bu sitede yer alan bilgiler; TB9YDC ve TB2NMR çağrı işaretli radyo amatörleri tarafından amatör telsizcilik konusunda ziyaretçilere yol göstermek ve tanıtım amacıyla hazırlanmıştır. Bilgi ticari olmamak ve kaynak gösterilmek şartı ile başka sitelerde kullanılabilir. Anlatılan konu ve uygulamaların ehil veya uzman olmayan kişilerce yapılmasından HAMBEACON.com ve site yöneticileri sorumlu tutulamaz. |
| Bekarlık Sultanlık-Mış! |
|
|
|
| TB2NMR tarafından yazıldı. |
| Pazar, 28 Ağustos 2011 10:32 |
|
Çamaşır, bulaşık, çöp, getir götür, çay demleme her bişi. Edinilen tecrübeleri pek bir ulvi görev addedip paylaşımcı millet misali, ne işe yaradığı belli olmayan Facebook'ta yazmaktansa kendi dükkanımda yazmak iyidir dedim.
Evde bekarlık yeni buluşları da beraberinde getirir... Beyazları yıkadıktan sonra yorulmuşsunuzdur. Sonraki adımda renklileri yıkarken öncekinden kalan alışkanlıkla olsa gerek çamaşır makinesinin orta gözü boş kaldı diyerek oraya da çamaşır suyu koyarsınız. Sonuç mükemmeldir. Hiç bir tasarım sanatçısı en sevdiğiniz gömleğin ya da kot pantolonun üzerine emin olun o desenleri yapamaz, o buz mavisi tonu tutturamaz. Olasılık ve istatistik hesaplamalarında üzerinize yoktur... - Tek kişisiniz, ne kadar minimum tabak çanak çıkarsanız da; 7 günde en az 7 tabak, 7 çatal, 7 kaşık, 7 çay kaşığı, 7 su bardağı, 7 çay bardağı derken 49 parça yemek seti yıkamanız için sizi bekliyor olacaktır. E tabi tek tabaktakilerin hepsini yiyince geriye çöp de kalmaz zeytin çekirdekleri ve yumurta kabuklarından başka. Kapıcıya gündelik 100 gramlık çöp poşeti uzatmak ayıp olmasın diye eski gazete kağıtları buruşturulup çöp poşetine koyarsınız. - Kitaba bakarak yemek yapmaya kalkarsanız zehir gibi bir yemek yersiniz. Çünkü bütün kitaplarda bir çimdik tuz, şeker vs. muhabbeti hep narin kadın parmağı baz alınarak verilmiştir. Yaba gibi parmakla bir çimdik tuz atarsanız yemek tuz zehri olar. - Bunu da not almak lazım gelir. "Çimdik Makarna" denen şey aslında makarnanın markasıdır. Pişirirken makarnayı çimdiklemeye gerek yoktur. Bırakın rahat rahat kaynasın. Makarna demişken bu belki en basit yemek gibi görünebilir. Lakin markasını iyi bilmek hatta bir bilene sormak icap eder. Mesela geçenlerde suyu kaynatırken prosedürlere harfiyen uydum. Yapışmaması için birazcık tuz, birazcık zeytinyağını kaynama suyuna ekledim. Der ki üzerindeki tarifte; "5 dakika kaynar suya atın." E attık bizde. Yok babam ne 5 dakikası, 20 dakika oldu, bizim makarna hala taş gibi: Yumuşamadı bile. İnad ettim firmaya mektup yazacağım. "Sayın yetkili. Makarna üretirken hangi beton harcını kullanıyorsunuz, ya da çimento fabrikası ile komşu musunuz?". Neyse bakir bekar sultan olaraktan defterime bunu da not ettim. Bir sonraki makarna alışverisinde reyondaki ilk marka alınmayacak. Bir ev hanımı hangisini alıyor ise çaktırmadan onlara bakılarak alınacak. Umarım şansıma o da gidip gidip İtalyan makarnası seçmez. - Kettle denen şu çay zımbırtılarını pek severim. Yok yani aslında hiç sevmem. Şöyle ki; alevli ateşte hele ki közde pişen çayın tadına doyum olmaz da işte bizimkisi bekar işi pratik en kolayı bu. Bilgisayarın başından her defasında çay almak için mutfağa giderken bir gün bunu taşınabilir olduğunu fark ettim. Aldım bilgisayarın yanına getirdim. Şimdi yerimden kalmıyorum. Kaynatma, bekleme, gel-git zamanı yanıma kar kaldı. - Cep telefonunuzda birden fazla alarm seçeneğiniz var ise pek şanslısınızdır. Evde bir şeyler yaparken çok faydasını görebilirsiniz. Mesela muhtemel yıkama zamanını biliyorsanız alarmı kurar gidip bakarsınız, komşular "yeter artık şu çamaşır makinesini kapat" demek zorunda kalmazlar. - Banyodaki deterjanları iyi etiketlemek lazım gelir. Eğer matik yerine normal deterjanı makineye koyarsanız banyoya gidip makineyi kapamak için epey derin bir nefes alıp o köpüklerin arasından geçmeniz icap ediyor. Denemeyle sabittir, demedi demeyin bir hafta yumuşatıcı kokarsınız. Beyaz eşya üreticileri ile ürün geliştirme programına katılmak mümkündür... - Çamaşır ve bulaşık makineleri her ne kadar bilmem kaç devir, bilmem kaç tam otomatik program olsa da buna gerek yoktur. Özel bir düğme ile bekarlar için de bir program geliştirilebilir. Aha da burdan üreticilere çağrı yapıyorum. Bir tane "B-Bekar" düğmesi ekleyeceksiniz. Biz detarjanı koyacağız, çalıştırma düğmesine basıp B'ye getireceğiz o her şeyi ayarlayacak. Ne anlarız biz çamaşırın sentetiğinden, pamuğundan tülüsünden kardeşim ya. - Temizlik imandan gelen, dikkat etmezseniz öbür tarafa da yollayandır. Çamaşır suyunu ya da tuz ruhunu bilirsiniz çoğu kez ama yeni tip deterjanların ne olduğu konusunda şaşırabilirsiniz. Hele ki evdekiler çıkarken "merak etmeee her şey benim kontrolüm altında" deyip çok bilmiş ayaklarına yatarsanız şöyle oluyormuş. Dökersiniz yere, fayansalara, o foşurdamaya başlar. Etrafı çoğu kez çam kokusu kaplar kaplamasına ya derin derin solursanız o çamların dibini de boylarsınız. - Yumurta yemekleri konusunda adeta bir uzman olursunuz. Kıymalı yumurta, kıymasız yumurta, peynirli yumurta, içine yanlışlıkla zeytin dökülmüş yumurta, altı siyah üstü beyaz yumurta (yöresel adı ile altı tutuk yumurta) liste uzar gider. Çoğunlukla en kolay bu olduğu için sürekli yumurta yemekten renginiz bile civciv sarısı olur, iş yerindeki arkadaşlarınızın çoğu kez "hayırdır yüzün sapsarı hasta mısın?" demelerinin asıl sebebi budur. Yumurta felsefik bi yemektir. Ne kuramlar geliştirirsiniz akınız durur. En içinden çıkılmaz paradoks ise "tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan?" sorusudur. Gece de düşünceler yalnız bırakmaz sizi. Kabuslarınızda bütün tavuklar etrafınızdadır ve ünlü "Kuşlar" filmi gibi etinizi gagalamaktadır. Markete gittiğinizde yumurtalara uzandığınızda bu kabusun etkisinden çıkamaz ve kutuların üzerindeki tavukların hepsinin de kızgın kızgın size baktığını sanırsınız. Eve gelirsiniz kapının önünde oynayan çocukların oyunları bile onları anlatır. tekerlemeler şöyledir. "Gıt gıt gıdak, yumurtam sıcak, inanmazsan gel de bak". Ama siz o sıcak yumurtayı hiç beceremezsiniz. Ya telefona dalıp altını yakmışsınızdır, ya da altını kapatıp sofraya koymayı. Lop sevmiyorsanız ateş üstünde karıştırmak ise adeta bir kimyager olmak demektir. - En büyük dertlerden biri ütüdür, ütüsüz giymek kötüdür. Yanlış programda yıkayıp haşat ettiğiniz pantolonlarda eski iz kalmamışsa bir terzi edasıyla paçaların dikişlerinden bir hiza çıkarmaya çalışırsınız. Bir yanı ütülersiniz jilet gibi olur, kaldırıp bakarsınız öbür yanı kırışık. E olur tabi üşengeçlik eder de iki pantolon bacağını da birlikte ütülemeye kalkarsanız fazla bişi beklememek lazım gelir. Umarım kısa zamanda askeriyenin nano kumaşları piyasaya da sülürür de, şu kırışmaz ütü istemez elbiseler çıkar. Keşke beni terzi çırağı verdiklerinde o kumaş sabunu ile kotların üzerine resim çizeceğime ütü nasıl yapılırmış öğrenseydim. Boşuna dememişler "bi zanaat öğren" diye. Resim çizdik de sanki Picasso olduk. - Tanıdık bir cümledir. "Çıkardıkları oraya-buraya bırakma". Doğruymuş. Kapı önü çamur, temizlikçi kadına da ayıp olmasın diye yeni Nike ayakkabılarımı naylon poşete koymuştum. Sabah bir de baktım yok ayakkabılar yok. E be teyze.. e be teyzem yaaa ne diyim ben sana? Kadıncağız "naylon torbaya konuşsa eski ayakkabılar herhalde" demiş, sonra küt çöpe. Bitmez bu dertler anacım, en iyisi şarkılara bırakmak sözü.
Böle böle işte. Anlattığım gibi her şey. Biz bekarken değil, evde tüm bunları bizim için yapan birileri olduğu zaman sultanmışız. Ne zaman bunları yaptıklarını, ne arada derede hangi işe yetiştiklerini bilmesek de... Yine de Eyvallah! .... |
Yorumlar
Hani her çorba getirişimde ben seni bir yerden tanıyor gibiyim diyordun ya.
Yine tanımadın değil mi? :)))
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için