Radyo Amatörü: Hiç bir maddi ve siyasi çıkar gözetmeksizin ve milli güvenlik gereklerine mutlaka bağlı kalmak şartıyla sadece kişisel istek ve çaba ile radyo tekniği alanında kendisini yetiştirmek amacıyla çalışan gerçek kişilere radyo amatörü adı verilir.

Bu sitede yer alan bilgiler; TB9YDC ve TB2NMR çağrı işaretli radyo amatörleri tarafından amatör telsizcilik konusunda ziyaretçilere yol göstermek ve tanıtım amacıyla hazırlanmıştır. Bilgi ticari olmamak ve kaynak gösterilmek şartı ile başka sitelerde kullanılabilir. Anlatılan konu ve uygulamaların ehil veya uzman olmayan kişilerce yapılmasından HAMBEACON.com ve site yöneticileri sorumlu tutulamaz.

GENÇLİĞE HİTABE

ITUpSAT1

İTÜ - İTÜ Uzay Mühendisliği Bölümü Logo

ÖZEL MENÜ




Ajanda / Agenda

Gezi / Travel Notes
Röportajlar / Interviews
Mobil Mink Dev / Tiny Mobile Giant

Uçamamak ne demek bilir misin? (Yarım) PDF Yazdır e-Posta
TB2NMR tarafından yazıldı.   
Perşembe, 15 Ekim 2009 09:59

Çıtı pıtı ve güzeldi hakikaten hanım kız. Küçüklük resimlerine baksanız hani şu malum Türk film repliğinde olan � size baba diyebilir miyim� amca türünden tam bir Türk kızıydı. Adı Eda�ydı, yürüyüşünü görseniz tıpkı ismi gibi edalı edalı yürürdü.

Parmaklarıyla kontrol çubuğunu ileri iterek usulca camın önüne kadar ilerledi.

Dışarıda hava hafif puslu ve yağmur çiselemeye başlamış. Biraz zorlanarak da olsa cama uzandı, kolu çevirerek hafifçe araladı. Yardımcısı sabah perdeleri açmış olmasına rağmen, içeri loş bir aydınlıktı.

İçeri dolan ıslak toprak kokusunu ciğerlerine doldururken, bir yandan da serinlikten etkilenmemek için öbür eliyle geceliğini çekiştirerek göğsünü kapadı.

Bir süre boş boş çevreyi izledi. Ardından gözleri balkonuna tüneyen, birbirine yaslanmış ve tüyleri ıslaklıktan kabarmış gökçe güvercinlere takıldı.

Ah evet güvercinler; Nuh�un gemisinden beri tüm dünyada barışın ve umudun temsilcisi olmuş güzel hayvanlardı bunlar.

Ev sinema sisteminin uzaktan kumandasında küçük çalma tuşuna dokundu. Severdi böyle hüzünlü havalarda müzik dinlemeyi. Çalan ilk parça sanki onu anlatırcasına bir anda alıp gitti onu, nağmelerine gömdü. Zeynep Casalini� ydi bu çalan.

Ben o duvarlara çarpa çarpa nasır tuttum,
Ağlaya ağlaya yosun tuttum,
Derin bir nefes alır gibi batıyoruz, yükümüz ağır.
Yeni bir söz söylemek için ölmek mi gerekir?
Hadi bir cesaret, sen de taşın altına koy elini,
İnadına inadına sevişmeli bağır çağır.


Duvarlar, evet bu şampanya rengi duvarlar beklide geri kalan ömründe en çok gördüğü dekor. Bir çok insana göre basit bir ev bölmesi olan bu duvarlar onun için bir Alcatraz hapishanesinin duvarlarından farksızdı. Duvar işte, ister pembeye boya ister çiçeklerle beze, ne fark eder ki hapishanenin duvarlarına? İster istemez duydukları beyninde bir bir görüntülere dönüyordu işte yine.

Az mı ağlamıştı bu duvarların ardında uzun geceler boyu. Ağlamak özgürlüktü elbet ama ya ağlanacak bir omuzun olması. Birinin omzuna baş koyup, hatta teslimiyet ve hüzün içinde sarılarak hıçkıra hıçkıra ağlamak, karşındakinin omuzlarını gözyaşlarıyla ıslatmak. Yükü omuzlarının taşıyamayacağı kadar ağırdı, ama o azmiyle söz vermişti kendine. Yenemediğini kabullenecek, direnecek ve pes etmeyecekti. Taşın altına koymuştu elini bir kez. Dayanmalıydı.

İlk şarkının bitiminin ardından gelen Yıldız�ın parçası da sanki kurgulanmış gibi onun devamıydı. Gerçi ne alsa fark etmiyordu onun için. Kapı gıcırtısında bile mutsuzluğunu, geçmişini buluyor ya da o öyle uyduruyordu işte bir şekilde. Zaten şarkıların yazılmasında da bir amaç, bir yaşanmışlık yok muydu?

Değerini bilmek gerek aşkın,
Ve ona kattığı değeri yılların,
Aşk ne iç geçirmektir bir bankta,
Ne de el ele dolaşmak, ne tafra,
Gün olur kar yağar, yağmur yağar,
Birlikte yaşanacak koca bir ömür var.
Değerini bilmek gerek aşkın,
Ve ona kattığı değeri yılların.


Gözlerini tüylerini kabarta kabarta yağmurdan korumaya çalışan iki güvercinde sabitlemiş gibi kaldı. Sanki kendi yaşamını ve belki e hep korktuğu çaresizliğini onlara bakarak dayanma gücü bulmaktı amacı.

Gözyaşları göz torbalarını dolduracak kadar zorladığında, direndi.

Canlarım benim� sözleri dökülüverdi o an dudaklarından. Dişi güvercin o an gözleri yarı kapalı, başını erkeğinin boynuna yasladı. Onun bile bir dayanağı vardı, �ya ben� diye hayıflandı içinden. Belki konuşamıyorlardı, belki insanlar gibi sarılamıyorlardı ama içlerinde, oralarda bir yerlerde adı her ne ise bu aşkı yaşıyorlardı.

Hani tam böyle ağlamadan önce içiniz tuhaf olur ya işte o an , gözlerini onlardan ayırarak derin bir nefes aldı ve elinin tersiyle rimelini siler gibi sızmış gözyaşlarını sildi.

...
Devam edecek

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

VALID CSS   |   VALID XHTML