|
Gemileri olmalı insanın, Haa! bir de adaları, Olmalı , herkesciklerden kaçacağı bir başına olacağı yerleri..
Yer demir gök bakır olduğunda, ahşaba sığınmalı. Binmeli açılmalı uzaklara. Orda bir ada olmalı. Sahili upuzun, Sapsarı kumları olmalı. Palmiyeler alabildiğine yeşil, Bazen dik , bazen eğik ve deniz suyuyla öpüşen yapraklı. Deniz gıdıklamalı saçlarını okşar gibi. Kuşlar rengarenk olmalı, ahenkli ve hoş sedalı ötmeli, kumrular neşeli tünemeli dallara. Bir gemisi olmalı insanın; Onu dalgalı denizlerde batmadan karşıya geçirecek, Basit ama sağlam. Kolları kürek çekmekten yorulduğunda, Bir de yelkeni olmalı, Yaşama inat bembeyaz ve dikişsiz. Bir adım mesafede her an hazır beklemeli Vakti geldiğinde yolcusunu almak için. Yolcunun ne zaman geleceği belli değil, Ya bir sabahın köründe, çiğ düşmeden, Ya da kuşlar eve gittiğinde, kör karanlıkta. O hep orda olmalı. Bazı insanlar vardır Koşarlar sahile Ama bilmezler ki mutlu günlerinde O gemiye hiç ihtiyaç duymadıklarından Gemileri çürümüş ve bakımsızdır Binseler de adaya gidemezler artık Orda bi çare oturup gidenlere bakarlar Bağırır," beni de alın" diye diye ama Denizin haşmeti yutuverir sesleri de, kimsecikler duymaz.
Ada bu işte ! Ne uzak, ne yakın, taa orda işte. Varıp gitmeli adaya bu sabah erkenden. Gece yorgunu bedenle, kollarım sızlasa da,
Vardım indim erkenden, o kadar özlemişim ki Dizlerime kadar gelen deniz suyu. Paçalarım kıvrık, yürüdüm sahile. Gömleğimi bir çırpıda atıp savurdum, gitti kuma bulandı Varsın batsın burada ihtiyacım yok. Sırtüstü attım kendimi yere Kumun ince tanecikleri battı bedenime Ah , bu sıcaklık, bu deniz kokusu, esen meltem Ben buraya aşığım, bitiyorum buraya be !
Kalkıp upuzun sahilde koştum, koştum, koştum. Kumsala vuran dalgaların yalayışına basa basa. Ellerimi iki yana kocaman açtım kalyalıkların başında Derin bir nefes aldım, Şişirdim ciğerlerimi ve Bağırdımmmmmmm, hem de boğazım ağrıyana kadar Bir kaplan gibi kükredim, Korku içinde uçuştu sultan papağanları, sinek kuşları, Vadiden geri geldi, korkunç naralarım Bu bendim, duyduğum güçlü ses bendim. Sesin çıplak göğsüme vurmasına için verdim kaçmadan Hiç acımadı ki
O müthiş düşüş ve boşluk hissi Ellerim önde atladım, gözlerimi kapayarak Su; önce garipsedi bağrına geleni Sonra baktı ki bir insan Bir kendine baktı, bir bana baktı Derinlere indikçe Bir kadın sevkatiyle sardı, sımsıkı ve içten Dibe gelmeden beni durdurduğunda, gözlerimi araladım Beni yukarı itti, yavaşça Git insanoğlu, git senin yerin burası değil der gibi, Öyle güzel bir kadın ki, doğa ana bu, Bin çeşidi vardı güzelliklerin, bağrında saklı Üst dünyadan bağımsız, kimselere görünmeyen. Ama hep var olan. Adamın içlerine doru yürüdüm. Derelerden soğuk sular içip, Billur pınarında yüzümü yıkadım. Bin meyveden bin tad aldım. Akşam vakti oturdum bir çınar dibine, Elimin üstüne düşün yaprağa baktım Kurumuş ve bitmiş bir yaşam, bir son Bir yeşil yaşama baktım bir o kurumuş yaprağa, Orda kendimi yaşamı gördüm Sürekli bir koşuşturma içinde Ağaç ile yer arasında düşen bir yaprak mıydım, Yoksa hala inatla dala tutunan bir yaprak mı? Rüzgara rağmen tutunduğumu anladığımda Yatağımda gözlerimi açtım Ada yine yalnızlığımı almıştı işte ! O hep yanınızda, hep yanımızda, Bir solukluk huzur için Siz de adanıza gidin
Pazar, 02 Ekim 2005
|