|
Önce atlılar göründü, büyük kale kapı kemerinin altında. Yelelerinin tüyleri dağınık, kuşamları gevşemiş, sahibi yorgun atların yavaş ve kararlı nal sesleri birbirine karıştı. Saray halkı geniş meydana toplanmış, muhafızların geçeceği yolun yanlarında ikişer sıra yerleşmişlerdi. Kuşlar bile bu sessiz dinginliği bozmamak için burçlara tüneyip ötüşlerini durdurdu. Duyulan tek ses, saray bahçesinde dikdörtgen şeklinde cilalanmış, tören sahasının etrafına dizilmiş bayrakların dalgalanan kumaş sesleriydi. İlk atlı muhafız parkelerin girişinde atını durdurduğunda iki genç koşarak atın yanına geldi. Muhafızın inişine yardım etmeye yeltendilerse de, o eliyle işaret ederek �gerek yok� der gibi başını salladı. Muhafız atından inip ağır adımlarla yürürken, diğer iki genç yorgun atı yularından tutup havraya doğru yöneldiler. İki muhafız şimdi karşı karşıya, aralarında yarım metrelik bir mesafede duruyordu. Gözler kısılmış, bakışlar derindi. Kucaklaştıklarında sırtı saran parmakları deri giysilere gömülürcesine battı. Bu duyulan acının sessiz iziydi belki de. Ayrıldıklarında dudaklar titrek, gözler nemliydi. �Başımız sağolsun� diyebildi alçak bir sesle. Gelen muhafız başını öne eğdi ve �hak etmediler Zu, hiç biri bunu hak etmedi, hepsi de genç muhafızlar, ben.. ben ne diyeceğimi bilmiyorum ... � Diğeri onun omzuna vurarak �Hiç merak etme, kanları yerde kalmayacak, aileleri burada şimdi kendini topla ve metin olmaya çalış, muhafızlar gece ağlar biliyorsun, geceye kadar sabret� Gümüş başlıklı, krom gibi parlak omuzlukları olan siyah giysili sekizer muhafızın her biri koşup, katanaların ardındaki arabalarda bekleyen beş tabutu omuzladı. Hiç birinin belinde armalı kraliyet kılıcı yok, kınlar boştu. Siyah pelerinli muhafızlar büyük bir saygı ile tabutları önlerine geldikleri mastabalara yerleştirdi. Her biri bu sarı, soğuk ve pürüzlü taşın yanlarına geçip karşılıklı durdu, ardından başlıklarını çıkarıp, çizmelerinin ayak uçlarına bıraktılar. Birlikte geldikleri diğer atlı sınır muhafızları atlarından inmeyip tek sıra halinde atları yan yana getirmiş, uzun mızrakları yeri gösterir şekilde sessizce duruyorlardı. �Babaaaaa, babacığım� diye bağırarak sessizliği yırtan, annesinin gözyaşlarının saçını ıslattığı bir kız çocuğu hızla alanın prkelerini geçti. Önünü kapatan iki muhafızı hiç görmemişcesine onlara çaptı, kendine bulduğu o boşluktan sıyrılarak kırmızı bayraklı tabuta sarılarak bağırdı. �Söz vermiştinnnnnnn, söz vermiştin beni gölde gezdireceğine, baba söz.� Annesi de onu yakalamak için peşinden koşmuştu ancak, daha yolun ortasına geldiğinde acısına daha fazla dayanamadı ve dizlerinin üstüne düştü. Yanına gelenler onu kaldırmaya yeltendiklerinde baygın bütün gece ağlamaktan morarmış gözler ve kurumuş dudaklarıyla �.. yiğidim� diyebildi sadece. Sessizlik bozulmuştu artık, bekleyen diğerleri de birileri �aşkım� diyerek birileri �oğlum� diyerek koştular musala taşlarına. Kalabalığın uğultusu gözyaşları ve hıçkırıklarla çalkalandı. Sarıldılar, öpüp kokladılar. Uzun bakır borular çaldığında hepsi saygı ile ayakta bekledi sessizce. Yaşlı bilge dualarını okurken, halk ona eşlik etti. Ortada duran muhafız siyah pelerinini omuzlarının gerisine atarak, göğsünden bir tomar parşomen çıkardı. Sol eli tomarın üst makarasını tutarken , diğer eliyle alt makarayı yuvarlayarak yavaş yavaş aşağı doğru açtı. Sesi tok ve buz gibiydi. �Tüm alemi cihan, yer altı ve yer üstündeki nefes alan her canlı duysun ve işitsin ki; Asaletli yaşamak, ancak asilane hareket etmekle mümkündür ki onlar bunu layıkıyla yerine getirdiler. Şimdi en yüksek mertebe olan şehitlik mertebesine ulaştılar. Bunu yaparken yüreklerinde zerre kadar korku duymadılar. Bu gün beş canımızı birazdan toprağa vereceğiz. Onların sadece bedenleridir bizi bırakan, kaldı ki onlar bağrımızda, hiç çıkmamacasına huzur içinde uyuyacak, Cennetin en güzel bahçelerinde dolaşacaklardır. Başarısızlık ve felaketlere rağmen, hayata karşı güvenlerini sonuna kadar saklayabilen iyimser insanlar, daha çok iyi bir anne tarafından büyütülmüş insanlardır. Siliniz göz yaşlarınızı, bizler, hepimiz sizin evlatlarınızız. And olsun ki kainat sona ermeden, dağ dağa, deniz denize vurmadan hepsinin öcü alınacaktır. İçimizdeki yanan kor ateş ancak o zaman durulacaktır. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Ruhunuz şad olsun yiğitler. Başınız sağ olsun" Saray zamanı 21:04 Cumartesi, 05 Kasım 2005
|