|
Yokluk denizinin yakamozlarında, Yarını sorgular gibi oturduğum, Yıldızları olmayan, Soğuk ve siyah gece, Aç ve susuz, Yorganım olurdu. Bir o anlatırdı , bir ben. Onun dostu çoktu, benim tek dostum o oldu. Alışmıştı benim gibilerine. Her birinin ucu kırık, kopmuş, Yanmış, yok olmuş sevgilerin masallarını, Yoruluncaya kadar anlatırdı. Gözlerimin dolduğunu gördüğünde, “Ağla insanoğlu ” derdi bana, “Utanma gizlerim ben seni”. Ya sen derdim hiç ağlamaz mısın? “Kendi göz yaşlarımı da saklar bu siyah” derdi. Sonra sabah olur, güneş sakladıklarını, Umut ışıklarıyla kimseciklere göstermesin diye, Sessizce çekilirdi inzivaya. Yaşananlar ona emanetti, saklı kalmalıydı. "Neden?" derdim, “Sonra kimse bana gelip ağlamaz, Taşıyamaz insanoğlu bu acıları” derdi. Haklıydı. Ağlamayı bilmesek, Bir omuz bulamasak kime ağlayacaktık?, Öyle anlar vardı ki, Göz yaşlarımızı, Sadece başımızı çevirerek , Ya da toz kaçtı diye geçiştiremeyeceğimiz, Hüngür hüngür, Ket vurmadan, doğumdaki çığlığımız gibi , Özgürce ağlayacağımız biri olmasa, Yoksa bir şeyler olmalıydı. O an tanıştı insanoğlu gece ile. Gündüzleri hep içine aktı yaşamın acıları. O akşam da gecem geldi. Gelişi mutlu bir çok insanı ürküttü ürkütmesine ya, Ben yine de pek sevindim. O; bir ayağı kırık banka ne zaman otursam, Her akşam aynı saatte gelirdi, Ne eksik ne bir dakika fazla. Açardım kollarımı bankın korkuluklarına yaslanıp, Derin bir nefes alır ona bakardım, Gözler sabitlenecek bir noktayı boş yere arardı, Derin ve koyu, sanki sonu yok gibi. Biraz sonra ne martıların çığlıkları, Ne de kayalıklarda rakı tokuşturanların kadeh sesleri, Hepsi susardı. Ben ve o, Bedenim koyu gölgelere büründüğünde önce ürperir, Ardından kendimi bırakırdım. Bir gece yarısıydı, buluştuğumuzda. “Hadi” dedi “artık sen de anlat, “Anlat bana insanoğlu, “Damarlarından seni yakan acıyı çekip alayım”. Bir sigara yakıp, Dumanını fütursuzca ona savurdum, "Gelme bu kadar üstüme Beni benle bırak" dercesine, Dinlemedi. “Peki” dedim. Bir masal daha ekle tespih tanesi gibi. Ekle ki daha uzun yaşa, Ama bunu çok derinlere ekle, Kimselere anlatma ki, Yeni sevgilere engel olmasın, olamasın. Benimkisi var olabileceğine kendimin bile inanmadığı, Bir yıldırım aşkıydı. Hani ilk görüşte aşık olmak gibi işte. Bir ara sana gelmez olmuştum hatırlıyor musun? Yine burada otururken bankta sızmış , “Görüşürüz” bile diyemeden gitmiştin. O akşamın sabahı görmüştüm onu, Orda durmuş öylece giden vapura bakarken. Göz göze geldiğimizde alel acele toparlanmış, Dağılmış saçlarımı elimle düzeltmiştim, Boyu boyuma derler ya aynı öyle, Saçları desen, elini uzatıp okşamamak için zor durursun ya, Dudakları desen öpmemek için dudağını ısırırsın ya, Öyle işte be... Birkaç gün sonra yine sana geldiğimde, Ay ışığında bir akşamüstü vakti. Bir erkekle gördüm onu. Hem de kol kola, Soluk ışıklar altında önümden geçerlerken, Bana bakıp gülümsedi, Yüzüne vuran ay ışığında öyle tatlıydı ki, Gülümsedim sessizce, biraz da utangaç Yanındakinin koltuk altındaki beyaz bastonu gördüğümde, Birazcık içim rahatladı, meğer yardım ediyormuş, Saçma sapan bir kıskançlıkla, Olsun ya dedim, Yine de onu göremediğine sevindim işte. O gece zaten “Ay Işığım” adını verdim. İki gün sonra bu kez kolunda orta yaşlı, Bir kadınla yürüyordu yine aynı sahilde. Ve yine akşam bir üstü, Önümden birkaç adım geçmişlerdi ki kadın: “Kahrolası romatizma” diye söylendi ve Bastonla yanımdaki bankı işaret etti. Deniz meltemi o yönden bana doğru esmeye başlayınca, Kokusunu duydum, Kaliteli bir parfümdü ama içinde yine de o vardı. Av köpeği misali derin derin kokladım ezberleyene kadar. Elimde olmayarak başımı o yöne çevirdiğimde, Göz göze geliverdik, Kaçıramadık da işin garibi bakışlarımızı biliyor musun gecem? Eğer onun yanakları öyle kızardıysa, Benimkiler ıstakoz gibi olmuştur eminim. Bakışmamızı bölen bir cep telefonu mesaj sinyali oldu. Yaşlı kadın elindeki karton çantadan telefonu ona uzattı ve.. "İki dakika dışarı çıktık hemen dıt dıt" diye söylendi. Ay Işığım mesajı okuyup cevapladı ve kadına gülümsedi. Onlar kalktığında ben de peşlerinden yürüdüm. Taksi durağına geldiklerinde, Aha dedim tamam şimdi gidecekleri yeri söyleyecekler, Ya da adres soracaklar. Taksicinin biri koşup "geldim abla" dedi. Hiçbir şey konuşmadan binip gittiler. Kalakaldım öylece dımdızlak. Onu belki yine görebilirim umuduyla, Artık gündüzleri de gelmeye başladım. Hatta kirli sakal yerine sinek kaydı tıraş bile oldum. Birkaç gün ne gece, ne gündüz Gelmedi. İçimi öyle bir sarmış ki, Her sabah onunla kalkıyor, Sofrada o kahvaltısını yaparken, Ellerimi başımın arasına alıp öylece onu izliyor, O kapıdan çıkmadan koşup ben kapıyı açıyordum. Duvarlarda, yol afişlerinde, deryada hep onun yüzü. Hiç sevmememe rağmen kendimi arabesk dinlerken bile buldum. Akşam bakışmalarıyla, gülümsemeleriyle bir ay geçti. Ne o, ne de ben konuşma cesareti gösteremedik. Gözlerimizdeki mutluluk ışıltısı, Yüreğimizin çarpışını en iyi yansıtandı belki de. Düşünebiliyormusun ben yine gülebilmeye başladım. Bir akşam en kibar dille birkaç satır mesaj yazdım, "Saat ...’da falanca yerde... gelirsen...." gibilerinden. Bulması kolay olsun diye kitaplıktan ince bir kitap seçtim. Arasına biraz çıkıntı yapacak şekilde bıraktım. Bana doğru geldiklerinde, Kitap okuduğumu gördüğüne emin olunca, Banka bırakıp ilerledim. Sanırım yaşlı bakımevinde alışıyor, Çünkü yine o yaşlı teyze ile geldiler. Geçerken kitabı aldı, sayfalarını çevirdi notu okudu, Anlık bir sevinçle kadının yanaklarına öpücük konduruverdi. Birbirlerine bakıp gülümsediler. "Ehh bee işte bu kadar aslanım" dedim. Sevinçle, benden önde giden kalbime dur diyerek ilerledim. ... Tam saatinde, taksiden indi. Elimdeki tek bir kırmızı gülü gördüğünde, Yine gülümsemesi yüzüne yayıldı. Birkaç adım daha, Ve işte tam karşımdaydı. Nazikçe gülü ona uzattım. Gözlerine kapayarak derince kokladı. Ardından gözlerime baktı ve: “Söyle hadi” dedi. Yutkundum... Kürek kemiklerimin arasından, Sızan ter damlası belime kadar indiğinde, Dudaklarımı araladım... Bu benim için öyle zordu ki, Bir peri masalının yıkılıp yıkılacağı, Kağıt duvarlarımın, Bir deniz dalgasıyla altüst olacağı kadar hem de. “Hadi artık” diye tekrarladı. Öyle tatlı güldü ki. Onun istediği tek bir sözdü. Tek bir söz. Bilmiyor ki yüreğimde binlercesi ard arda patlamaya hazır. Söyleyemedim, dudaklarımdan çıkmadı. Çıkmayan o söz, İçimde yankılandı, Yetmedi göğüs duvarlarımı parçaladı, Yırttı, İçime oluk oluk kan aktı. Ben cevap veremeyince, Mahcup bir edayla elini ağzına kapatıp, Ağlayarak karşı yola fırladı. Gelen taksiye el ederken, Kulak tırmalayan acı korna sesine bakmadı bile. Bağırdım, "lanet olsun dikkat et!" diye. Ciğerlerimde az önce biriken kanı kusuncaya kadar haykırdım, Geri dönüp bakmadı bile. Ay Işığım gözlerimin önünde, taksinin önünden savrularak, Kaldırıma öylece düştü. Koştum vardım, diz çöküp kucakladım. Krem yağmurluğu çamur olmuş, biraz da saçları. Ama yüzü öyle mi, Gündüz bile ay ışığı kadar nurlu ve pak. Yüzünü kapatan saçlarını çektim kulağının üzerine, Yanağına dokunduğumda ıslak göz kapakları aralandı. Bana baktı, Acıyla kasılan bedenden çıkan, Birkaç kuru öksürük. “Sev....dim seni be de...li ço....cuk” diyebildi. O an alışkanlık ve heyecandan olsa gerek, Elim göğsüme gitti ve önce onu sonra kalbimi gösterdim. Öyle tatlı gülümsedi ki yine. “Allahım sen lal...dın, ina...namıyo...rrum demek o yüz...den söylemedin öyle mi?" Ağlayarak gülümsedim, Yine işaretle, “Evet” dedim. Ambulans sesi gittikçe yaklaşmaya başladı. Avucumda elini sımsıkı tuttum, “Dayan Ay Işığım” dedim içimden. Sağ kulağından kan geldiğini görünce biraz doğrultmak istedim. Canımı acıtır gibi elimi sıktı “hayır” dedi. "Bırak!" “Bunu senden duymayı öyle çok isterdim ki” Ciğerlerime akkor demirler girdi o an, çıkmamacasına, Narin elini, kalbime vurdum, vurdum. Diyemedim ama al gör diye. Buradasın Ay Işığım buradasın, ama söyleyemiyorum kahretsin Anla beni, kalbimdesin işte, sevdim, seviyorum. Kurumuş dudağını düşen birkaç yağmur damlası ile ıslattı. Yine Ay ışığı gülüşü geldi yüzüne. “Te...şekkür ed..eri..mmmm Lal” Burnumu uzun saçlarına gömercesine, sarılıp kokladım. İşte benim sevdiğim kadın böyle kokardı böyle işte. Sevmeyen bilmez, hissedemez, Huzur, aşk ve masumiyetin kokusudur bu. Kavradığım elin gücü git gide azaldı. Gözleri kapanırken, Yağmur damlalarının arasında bile öyle belli ki. Bir tek damla yaş sızdı yanağından. Görevliler aldılar onu kucağımdan. Hemen oracıkta, müdahale başladı. ... Doktor yüzüme baktı. İşaret ettim “sus!” Duymak istemedim. Birileri koluma girip ayağa kaldırdıklarında, Omuz silkip bıraktırdım, Dokunmayın, en son o dokunmuş kalsın, Onun kokusu kalsın üzerimde. Sahile doğru sarhoş gibi yürürken, Bir hemşire ardımdan koşarak yanıma geldi. “Bu sizin mi? Bayanın yanında düşürdünüz sanırım” Uzattığı beyaz zarfı titreyerek açtım. Baktım bir davetiye; “Sayın Bn: Nergis DOLUNAY Sağırlar Derneği Yıllık Toplantısına teşriflerinizi ....” Adını bile orda öğrendim, Nergis'miş. Hiç tanımadan sevdiğim o kadının. Ama o bana seslendi, Lal, onun lalıydım, sonsuza kadar da böyle kalacaktım. Bir çok kez bu kelime ya da dilsiz yakıştırmaları, Öyle çok batardı ki, Ama bu hiç acıtmadı. Onun söyleyişi, sanki adımı söyler gibi. İçten, beni ben olduğum için, Engelimi, özürümü bilerek ve isteyerek, beni severek söyledi. İşte böyle be gecem. Yüreğime bir yumru oturdu o an sanki, Nefes aldım mı, alabildim mi ben de bilmiyorum. Söyleyebilsem bile duymayacakmış. Ama o an duymuştur değil mi? Duymuştur, Beni anlamıştır gecem? Bu; bir lal oğlanın sağır kıza, Söyleyemediği, Onun da duyamadığı bir aşkın öyküsü işte. O günün akşamı geldim bu banka. Ve sana... ... Ben cevap beklerken gecemden, Bir anda yüzüm damlacıklara boğuldu. Her bir damla ki, sanki kucaklar gibi, Ilıcık, kaydı gitti saçlarımdan, Yanaklarımdan usulca. Ne demek bu gecem, söyle bana? Bu yağmur da nereden çıktı? -“Ademoğlu” dedi, durdu, yeniden seslendi. -“Bir tek senin mi ağlamaya hakkın var?” Bu kez ben ona kucak açtım. ... Uyan koca şehir. Gecemin düşmanı sandığım beyaz, Nur taneleri gibi yağmaya başladı üzerime. Önce ayaklarım, sonra saçlarım, Oturduğum bank, ardından kaldırımlar boyandı. Berrak, soğuk yosunlu deniz kokusunu, Belki onun kokusun da getirir umuduyla, Ciğerlerime doldurdum..... Ama izi bile yoktu. Ay ışığında sevdiğim kadın böyle kokmazdı. Çok üşüyorum gecem! .... “Gecem orda mısın?” Cevap vermedi. Sonra bir daha, bir daha, “Bırakma beni gecem” diye yalvardım. Ordaydı . Karşımda olanca heybetiyle. Gecem? Konuşmadı. Sonra anladım. Konuşamıyordu. Gece de lal oldu ben gibi. Gecem bu sabah serinliğinde nöbetini güneşe değil, Bir başka derin karanlığa devretmiş, anladım. Baktım, gülümsedim ve son bir gayretle sadece “Sana da Aleykümselam” dedim.
|