Radyo Amatörü: Hiç bir maddi ve siyasi çıkar gözetmeksizin ve milli güvenlik gereklerine mutlaka bağlı kalmak şartıyla sadece kişisel istek ve çaba ile radyo tekniği alanında kendisini yetiştirmek amacıyla çalışan gerçek kişilere radyo amatörü adı verilir.

Bu sitede yer alan bilgiler; TB9YDC ve TB2NMR çağrı işaretli radyo amatörleri tarafından amatör telsizcilik konusunda ziyaretçilere yol göstermek ve tanıtım amacıyla hazırlanmıştır. Bilgi ticari olmamak ve kaynak gösterilmek şartı ile başka sitelerde kullanılabilir. Anlatılan konu ve uygulamaların ehil veya uzman olmayan kişilerce yapılmasından HAMBEACON.com ve site yöneticileri sorumlu tutulamaz.

GENÇLİĞE HİTABE

ITUpSAT1

İTÜ - İTÜ Uzay Mühendisliği Bölümü Logo

ÖZEL MENÜ




Ajanda / Agenda

Gezi / Travel Notes
Röportajlar / Interviews
Mobil Mink Dev / Tiny Mobile Giant

Köprü ve rüzgarlar (Saray) PDF Yazdır e-Posta
TB2NMR tarafından yazıldı.   
Perşembe, 15 Ekim 2009 10:09

Uzak dağların ardında, sabahın kızıl şafağı; tatlı bir meltem yüzünü okşayıp saçlarını dalgalandırdığında bütün gece oturduğu yerden yavaşça kalkarak doğruldu.

Yaşamın onca yıl kucağında biriktirdiği kurumuş yapraklar yere döküldü, birer birer. O kadar ki, üzerine basıp geçerken anlayabildi çokluğunu. Bir değil, on değil, yüzlerce kurumuş yaprak. Bir an duraksadı ve eğilerek bir yaprağı aldı eline. Cansız, solgun ve hareketsiz. Tıpkı şu an gözlerinin donukluğu kadar da sessiz.

Birini bıraktı, birini aldı. Her yaprak yaşamdan bin anı, bir sevinç, ya da bir acıydı. Acıyı anlatan yapraklar koyu, mutluluğu anlatanlar açık renkli , aşkı anlatanlar ise kırılgandı.

Rüzgar yeniden esmeye başlayıp onları harmanladığındra, yaprakların da bir zamanlar tıpkı bunun gibi yaşamanı harmanladığını, yaprakların yeşil olduğu zamanları hatırladı.

Sisli vadiye bakan ejder burnuna gelip, hırçın uçurumun dibinde durdu. O kadar ki. Uzun potininin ucunun çarptığı küçük taşlar ufalanarak aşağı yuvarlandı.

Bütün haşmetiyle duran uzun ve derin vadiyi süzdü bir müddet. Sonra kalın urgan ip askı köprüye baktı. Yılların ağırlığı ve onca hareketlilikten sonra ortası bel vermiş, bazı yerlerinden pırtık pırtık küçük ipler çıkmış, rüzgarla oyun oynuyordu.

Rüzgar onun en iyi arkadaşı; hiç yalan söylemezdi. Sık sık iddiaya girerler, bazen köprü, bazen rüzgar kazanırdı. Üstünden ne zaman biri geçse, iddia başlar rüzgar hiç ummadık an ve şiddette esiverir, üstündekinin dengesini bozmaya çalışırdı. Güçlü olanlar bu yaşam köprüsünün iplerine sıkı sıkı sarılır yürümeye devam eder, zayıflar ise dengesini kaybedip düşürlerdi. Bazen düşerlerken öylesine can havliyle tutunurlardı ki, köprü; gövdesine batan umutsuz tırnakların canını yakmasına daha fazla dayanamaz ve kopardı. Kimbilir kaç kez yeniden tamir edilmezk zorunda kaldı bu köprü, kimbilir kimler geldi, kimler düştü.

Ne zaman bir köprü kopsa gecenin bağrında, periler bütün gece ince kanatlarıyla pervane böcekleri gibi dönüp durarak onu tamir ederdi. Köprüyü canlı tutanacak umut güneş uyanmaya başladığında, onlar da tamirattan arta kalan sevgi iplikleri ve aşk çivilerini torbalarına doldurup, bir sonraki geceyi, rüzgarla köprünün oyununu beklerlerdi. Bunu beklemek ve izlemek o kadar hüzün vericidir ki. Ancak; çocukken kendi ellerinizle yaptığınız kocaman bir kum kalenin hiç dikkatsiz veya bencil biri tarafından bir anda yok oluşunu çaresiz izlediyseniz anlayabilirsiniz. Bu belki de kainatta düşünebilen ama bunu kullanmayı bilmeyen tek canlı olduğumuz için olsa gerek.

Ya diğer taraf? Köprünün öbür ucu tıpkı vadi gibi sessiz, puslu ve karanlıktı. Hiç kimse öbür uca gidip geri gelmemiş. Köprü tek yönlü, sadece gidiş, geri dönüşü olmayan bir yol. İlerisini göremediğimiz, bizi nelerin beklediğini bilemediğimiz hayat yolu. İnsan bir savaşa giderken durumu değerlendirir ona göre giyinip kuşanır veya silahırnı seçer. Ama burda ne dost, ne düşman belli, ne de hangi silaha ihtiyaç duyduğumuz. Bir bilinmezlik yolunda etraftan duyduğumuz masal canavarlarına , Don Kişot olmaya çalışıyoruz. Evet önümüzü göremiyoruz ama yanımızda ve arkamızda olan gücü, bu gücün neferlerini ve yüreğimizi iyi biliyoruz. Bu bazen bir dost, bazen bir eş, bir sevgili.

Hayat bu; bazen tek başına bir evlat. Bazen rüzgarın yıkıcı yüzünü gösterdiği korkunç fırtınalarda, yaralanmış dizlerimize rağmen düşmüyorsak; bu onların sayesinde değil midir? Hiç dönüp baktınız mı yanınızda, arkanızda duran kaç kişi var?

Evet var.. Saray işte bu yüzden, bu köprünün yolu üzerine kuruldu. Saraydan bakıldığında sisli köprüler üzerinde yaşayanlar ve yaşadıkları net olarak görülemeyebilir belki. Ama hazır ve uyanaktır muhafızlar. Hani olur ya, geri dönüp baktığınızda birilerini göremezseniz, bir �heyyy� demeniz kafidir. Yeri titreten, yeleleri çelik örgülü iri atlarıyla hızla gelir muhafızlar yardımınıza, saray sizi karşılamak için büyük ve altın kapılarını ardına kadar açar, periler yorgun uykularından uyandırılmış malzeme torbalarını kuşyanıp tamire hazırdırlar.

Bu sarayın muhafızlarına, perilerine, kalın duvarlarına güvenin. Sadece muhafızların yetişmesi için zaman verin. Tıpkı şu an olduğu gibi.

Eğilip yerde baygın duranı kucakladı. Gözleri kapalı olmasına rağmen hüzündeki kaslar hala gergindi. Onu arabaya koyar koymaz sürücünün kamçısı havada şakladı. Sekiz koşulu at arabası tozu dumana katarak saraya doğru yola çıktı.

Arkadaşının eli omuzuna konduğunda geri dönüp baktı. Diğer muhafız ona;

-Çok yorgun görünüyorsun, bütün gece köprü başında mıydın?

-Evet Zuzum, dün geceki kötü bir fırtınaydı, zayıf bir çığlıktı, ama tam zamanında geldim.

-Neden bize de haber vermedin ki? Gelirdik.

-Aniden çıktım, apar topar. Sağol Zuzum, önemli olan senin yanımda olduğunu, eğer ben de düşersem geleceğini bilmekti.

-Anlıyorum Zu, hadi kalk artık saraya dönme vaktidir. Merak ederler.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

VALID CSS   |   VALID XHTML