|
Merhaba Canlarım...
Düşündüm de mektup yazmayalı epey zaman olmuş. Bayram nedeni ile fırsattan istifade oturup bir mektup yazayım dedim. Hem böylece eski gelenekleri de yaşatmış oluruz. Önce klasik bir giriş yapalım.
Nasılsınız, iyi misiniz? İnşallah iyisinizdir. Beni soracak olursanız çok şükür Allah’a iyiyim. Burada havalar da bildiğiniz gibi . Taslar ve hamamlarda da bir değişiklik yok. Bıraktığınız gibi duruyor, sadece havalar biraz soğuk. Gökyüzü de benim gibi kararsız. Bugün ne yapsam , yağsam mı yağmasam mı diye düşünüp duruyor işte.
Şimdi de bir bayram kutlaması. Bensiz geçen Kurban Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutlar; beraberce sağlık, mutluluk, neşe dolu nice güzel günler diler, hasretle uzaktan kucaklarım. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim.
Sizlerden ayrılalı altı ay oldu. Daha yarısını yeni bitirdik, bir bu kadar daha var önümüzde. Karşımızda geçit vermez dağlar gibi duruyor işte. Ama bir gün kısmet olursa bu dağlar da karşımızda duramayacak, bir mum gibi eriyip kaybolacak, tıpkı önceden olduğu gibi yine zamanın karşısında yok olup gidecekler.
Canım kızıma...
Biliyorum henüz çok küçüksün ve bir takım şeyleri anlayamıyorsun. Ama belki de böyle olması senin için daha iyi. Büyük olsaydın ayrılık derdini daha bir derinden tadacaktın. Ancak yine de bu yaşında bile o küçücük yüreğinde, anlatamasan bile yaşıyorsun kahrolası ayrılığı. Şimdilik sahip olduğun mutlulukları anlık yaşıyorsun benliğinde. O an için mutlu, o an için hüzünlüsün, ruh halin her saniye değişiyor, günlerini bu şekilde geçiriyorsun. Her ne kadar istemesen de etkileniyorsun değil mi? Telefondaki konuşmaların, hırçınlığın, bana olan düşkünlüğün hep bunların bir sonucu değil mi babacık?
Anne ve babanın senden ayrılmasını hayallerinde bile kabul edemiyorsun. Bizler ya atta dayız, ya da doktora gittik. Sonunda hep kavuşma hayalleri. Belki bize kızıyorsun. Haklısın. Hem de yerden göğe kadar haklısın. Bizler için belki ama bu sana reva değil. Çünkü bizler bir nebze de olsa sebebini biliyoruz. Sebebini bilmek sonucu değiştirmez ama sana daha iyi bir gelecek ve yuva sağlayabilmek için bunları katlanmaya mecburuz miniğim. İleride bir gün bunları daha iyi anlayıp idrak edeceğini umut ediyorum. Şimdilik bir müddet daha böyle devam edeceğiz. Annen ile bizim kim bilir kaçıncı, sen daha doğmadan başlayan bu ayrılığımız. Sözlendiğimizde, nişanlandığımızda, evlendiğimizde ... Ama bu bizi yıldırmadı, soldurmadı sevgimizi. Senin doğumunla umudumuz bir kez daha perçinlendi yarınlardan yana.
Mektubu yazdığımda sen de yalnızsın, senin gibi biz de. Üç can, üçümüz de ayrı bir memlekette, Türkiye’nin dört bir köşesindeyiz. “Savaş mı vardı da beni bıraktınız?” deme bir tanem. Hayır, lakin bizlere en az senin kadar ihtiyacı olanların yanında bulunmak zorundayız. Bu sana olan özlemimizi hiçbir zaman söndürmedi ve söndürmeyecek. Bizleri ayıran bu ayrılık rüzgarları sevgimizi daha da bir tutuşturdu, daha bir alevlendirdi. Hem de bir ömür boyu sönmeyecek bir ateşle, tutkuyla.
Eğer ki bir tanem; bu mektubu muhafaza edebilirsek ileride diğer mektuplarımız ile birlikte okuduğunda bu sevginin büyüklüğünü o zaman anlayacaksın. Belki sizin zamanınızda nostalji böyle sevgiler olmayacak, ancak eski aşkları ve sevgileri buradan okuyacaksın.
Sen bizler için neşe ve yaşam kaynağımızsın. Yeter ki sen hep mutlu ol, bizler senin için her şeye göğüs germeye razıyız. Yatağına yattığında rahat ve huzurlu uyu küçüğüm. Tıpkı beraberken yanımızda, annenin kucağında uykuya dalıp gülümsediğin gibi. Sen, hep gül benim güzel kızım, yüzünde neşe hiç eksik olmasın. Yanında değilim diye dudağını bükme. Gururlu ol miniğim. Bırak diğer çocuklar sarılsın babalarına. Bir gün gelir biz daha çok, daha sıkı sarılırız sana annenle beraber, dün yaşadıklarımıza inat. O zaman onların mutluluğu bizim yanımızda bir mum ışığı gibi soluk ve titrek kalacak.
Eşime...
Sen nasılsın benim vefalı ve cefakar hayat arkadaşım, biricik eşim, can yoldaşım. Vallahi inan yağ çekmiyorum, bunların doğru olduğunu sen de pekala biliyorsun. Benim çektiklerimi sen de çekmedin mi bir tanem? Geçen ki yıllar zarfında sevgimiz neredeyse Türkiye’ye yayıldı. Birbirimize bir Amasya’dan, bir İstanbul’dan bir İzmir’den, bir o şehir bir bu şehirden sevgi sözcükleri fısıldayıp durduk telefonlarda. Aynı gezenti aşıklar tıpkı birbirini arayan Leyla ile Mecnun gibi. Değişmeyen tek bir şey ise o otobüs. Önceden bana yaptığını şimdi sana yapıyor, seni benden ayırıyor. Ayırma bizi diye bağıran sevdamıza, sessizce ağlayan Ay’a, gözyaşlarını bulutların ardına saklamaya çalışan güneşe rağmen. Saatler bile yüzümüze mahçup bakıyor, ben sadece bana söyleneni yaptım der gibi.Tamam da sizin hiç mi suçunuz yok? Hesap verin.
Sen Güneş; sevdiklerimin yüzlerini aydınlatmak için neden daha fazla tutmadın o sıcacık ışıklarını, neden bir gardiyan gibi kararttın aydınlığımı...
Sen Ay; Huzurla uyuduğumuz o akşamlarda neden göğsümde yatan canlarıma biraz daha tahammül etmedin de çabucak teslim ediverdin nöbetini güneşe?
Sen zaman; Şart mıydı bu kadar hızlı çalışman. Ne olurdu sanki ayrı olduğumuz zamanlarda, sıkıntılı olduğumuz anlarda, onları beklediğim günlerde yaptığın gibi yelkovan ve akrep ile muhabbete dalsaydın da, daha bir ağır ilerleseydiniz çok şey mi kaybederdiniz?
Allah’ım affet bizi, isyanımız zinhar sana değil. Ne sana, ne zamana, ne Ay’a ne de güneşe. Ne de senin yarattıklarına. Nankörlük etmemek gerek onların da çok faydaları oldu bilakis. Lakin o kadar yakıyor ki bağrımızı bu ayrılık, umutsuzca bir sorumlu arıyoruz işte biçare. Buna da şükür, gözden ırak ama toprağın altında değiliz.
Sen bir tanem; sarı saçlarından sen suçlusun, eski rengine boyat, başka suçun yok. Benle evlenmekle hayatının akıı bir anda değişti, tıpkı benim gibi. Sevgini verdin yıllarca ve hala da onca sıkıntıya rağmen devam ediyorsun. Ama bu verdiklerinin içinde en güzeli de kızımız. Onun dünyaya gelişi ile birlikte dünyanın en güzel duygusu olan annelik ve babalık duygusunu yaşadık. Şimdi tek yapmamız gereken onu düşünmek. Onu her zaman maruz gör olur mu? Ayrılığın acısını ondan çıkarma, bırak şimdi hayatını istediği gibi yaşasın, sinirlerini frenlemesini bil, sakin ol.
Canım; hep beraber sabredeceğiz. İnşallah bir gün bu da bitecek. Bunların acısını çıkaracağımız günler de gelecek. Saat yine bildiğini okuyacak belki ama bir farkla. Az zamana daha çok mutluluk sığdıracağız hep birlikte. O zaman biraz da biz yaşamın altını üstüne getirelim. Ne de olsa alacaklıyız yarından yana...
Mektuba klasik başladık klasik bitirelim. Merak etmeyin “sepet sepet yumurta sakın beni unutma” geyiği yapmayacağım tabi ki.
Bilerek ve isteyerek mektubuma burada son verirken her ikinizi de hasretle kucaklıyor ve öpüyorum, sizleri seviyor ve özlüyorum, özleyeceğim de. Kendine ve yavrumuza iyi bak, canını olur olmaz şeylerle sıkma, yüreğini ferah tut. Allah kısmet eder de tekrar bir araya gelirsek mutluluğumuz daim olsun. Bir daha ki bayramda birlikte olmak dileklerimle.
Denizler feryat etse, Fırtına hemen şimdi kopsa, Öyle ki hasretimsiniz, Ciğer paremsiniz, Umudum tek çaremsiniz.
Öyle ki size yanmış, Öyle ki hasretimsiniz.
Bizi tanıyan herkese; büyüklere, küçüklere ve tüm dostlara selam ediyorum. Şimdilik hoşça kalın. Sizi seviyorum. Öpüldünüz.
|